30 Kasım 2008 Pazar

Dans etmek neden ruha bu kadar iyi gelir?




Kalabalik. Ama hareketlerini kisitlayacak kadar da degil. Guvendesin, etrafinda arkadaslarin var. Renkler ucusuyor. Ritim inanilmaz boyutlarda hareketlenip yavaslarken sen kendini ruzgarin akisina birakiyorsun.. Gozlerini kapattiginda kendinle, actiginda etrafindakilerle uyum icindesin. Tek tek, herkes, ritme ayak uyduruyor ve ortaya cikan sey kollektif bir keyif. Neden dans ruha bu kadar iyi geliyor? Bir sureligine de olsa dusunmedigin icin mi? Acaba her seyi planlayip kurgular duzenlemek yerine icgudulerimizle hareket etmeye programlanmisiz da haberimiz mi yok?


29 Kasım 2008 Cumartesi

Baska bir "Mavi Gozlu Dev"


Bazi degerleri kaybettikten cok cok sonra fark ediyoruz. Belki de Turkiye'nin basina gelebilecek en iyi sey olan liderligini goremeden ayrildi aramizdan, herkesin bildigi malum kisinin disinda sahip oldugumuz diger "mavi gozlu dev"di Ismail Cem. Turk siyasetini, ozellikle Avrupa'yla olan stratejik iliskileri icgudusel bir yetenekle analiz edisi, aslinda hic bir seyin gorundugu gibi olmadigini halka en basit cumlelerle gosterebilmesi ve en onemlisi Turkiye'ye gereken sayginin gosterilmesini asil kisiligiyle kolayca saglamasiydi onu ozel kilan niteliklerinden bir kaci..
Su anda yasadigimiz manipulasyonun, parmakta oynatilmanin ve sartsiz teslimiyetin 10'da birini yasamayacaktik belki; kanser hem onun, hem bizim talihsizligimizdi.
Onu kaybetmemizden kisa bir sure once yayinlanan roportajini bir kez daha hatirlatayim dedim.. Cikarilacak cok ders var.
AB ile ilişkileri nasıl görüyorsunuz?
Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler, sonucu olmayan ve maalesef Türkiye'ye kaybettiren bir aldatmacaya dönüştü. "Türkiye'ye özel statülü, yarım üyelik veremezler" deniyor. Oysa, Türkiye'ye yarım üyelik, özel ve 2. sınıf konum, "sakıncalı üye" statüsü zaten verilmişti. 2004 AB zirve kararı ile AB anlayışının özü, vazgeçilmezi olan "serbest dolaşım ve çalışma hakkı" Türkiye'den esirgenmiş, AKP de bu eksik üyeliği kabullenmiştir. "Özel statü", "yarım üyelik" işte budur.AB ile ilişkilerin düzelmesi artık çok zor; gelecekte kişilikli bir siyasi iktidar oluştuğunda bile çok zor.
Neden bu duruma düşüldü?
İlk neden siyasal iktidarın, 2002 sonrasında inanılmaz bir zaaf ve teslimiyet içine girmesi. İkincisi, AB'nin bu olumsuzlukları acımasızca istismar etmesi ve AKP yönetiminin bunlar karşısında tepkisiz, çaresiz bir siyaset izlemesi...AB, Türkiye'ye yaklaşımını AKP dönemiyle birlikte değiştirmiştir. Türkiye'ye karşı tarihsel komplekslerinden, sevgisizliklerden, dinsel bağnazlıktan ve ırkçı titreşimlerden kurtulamayan bazı AB çevreleri, meydanı boş bulmuştur. Bu çevreler, adeta 500 yılın rövanşını, kendilerince, almaya özenmekteler.
Dışişleri etkisiz mi kalıyor?
Bizim Dışişleri Bakanı'mız ve örgütümüz AB konusunda devre dışı bırakıldı. AB'ye ilişkin tüm stratejik kararlar, Başbakan ve birkaç özel danışmanı tarafından alınıyor. Kıbrıs konusunun ilk kez hukuki bir önkoşul olarak Türkiye tarafından teslim edildiği 2002 Kopenhag zirvesinde de, 2004 nihai kararında da, tek söz sahibi ve sorumlu Başbakan'dır. Maalesef, Türkiye'nin AB ilişkilerine ve uluslararası konumuna en büyük zararı bizzat kendi Başbakan'ı vermiştir.
Türkiye'nin bir gün AB üyesi olabileceğine inanıyor musunuz?
Gerçekler ve olası gelişmeler çerçevesinde, Türkiye'nin üyeliği mümkün gözükmüyor. AB'nin büyük ülkelerinden Fransa, hem Türkiye için referandum yapacağını hem de Ermeni "soykırımı" iddialarını kabul etmezse üyeliğini engelleyeceğini açıklıyor. Chirac sonrasının devlet başkanı adayı Sarkozy, Türkiye'nin AB'ye girmesini önlemeyi misyon olarak görüyor. Fransız halkı, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkmak yarışında önde geliyor. Avusturyalılar ise "Türklerin Avrupa'ya girmesini tarihte biz engelledik, bugün de biz önleyeceğiz" diyor. Bunların peşine takılacak bir dizi küçük ülke de söz konusu... Hayal görmemek gerekir.
Ne yapılabilir?
Öncelikle içteki güç dengelerindeki zaafı, dış dinamiklerle kapatmak özlemlerini ve kişiliksizliği, tarihin çöp sepetine fırlatmak lazım. Öte yandan, halen AB ile her ne kadar en önemsiz konular müzakere edilmekteyse de bunları iyi niyetle sürdürmek ve yararlanabileceğimiz hususları öne çıkarmak gerekir. En önemlisi, AB ile anlaşmalarımızı, AB hukuku çerçevesinde AB ile birlikte gözden geçirip değindiğim yanlışları gidermek... Bu farklı yaklaşımla AB ile ilişkiler kopmaz, bilakis sağlıklı bir ortama kavuşabilir. Türkiye, gereğinde ilişkilerin AB ya da Türkiye tarafından askıya alınabileceğini hesaba kattığını da muhatabına anlatabilmelidir.

Müzakere sürecinde sizi en fazla kaygılandıran nedir?
AB'nin azınlıklar konusunu ırkçı bir anlayışla Türkiye'nin önüne getirmesi, AKP'nin de bunu kabullenmesi...Bu, Türkiye'de ırkçı süreçleri, etnik siyaseti, bölücülüğü özendiren ve güçlendiren bir yaklaşımdır. Bazı AB ülkeleri, bakanlığım döneminde de buna kalkışmıştı. Ancak, benimle birlikte bakanlıktaki tüm değerli arkadaşlarımın AB hukukuna dayalı kesin reddi ve "Gerekirse adaylıktan vazgeçeriz" uyarısı karşısında ısrarını terk etmişti. AKP iktidara gelince, aynı AB çevreleri, hemen her istediklerini, Türkiye'ye ilişkin metinlere koydurtmaya başlamıştır.
Bunlar diğer üyelerde rastlanmayan koşullar mı?
AB hukukunda azınlıklara çok genel çerçevede, herkesin benimsediği insancıl ölçülerle değinilir. Bunların ihlali durumunda AB devreye girer. Bu doğaldır, ayrıca gerçekçidir. Oysa 2004 kararlarında AB, Türkiye için yeni azınlık kategorileri isimlendirmiş, bunlara ilişkin talepler oluşturmuştur. Bunlar AB hukukunun tabii ki dışındadır.
Niye yapıyor AB bunu? Türkiye'yi bölmek için mi?
Hayır. Türkiye gibi, çevresindeki büyük coğrafyayı ve İslam dünyasını etkileyebilecek bir ülke üzerinde denetim kurabilmek, ona karşı koz oluşturmak için... Tarih sürecinde Osmanlı'yı ve Türkiye'yi Balkanlar'dan, Ortadoğu'dan dışlamak amacıyla ustalıkla kullandığı azınlıklar kozunu, günümüz gerçeklerinde canlı tutabilmek için...
Ne değişti azınlıklar konusunda?
2000 Katılım Ortaklığı Belgesi'ndeki anlayış, hak ve özgürlüklerin "topluluklar"a değil, "yurttaş"a, "birey"e ait olduğudur. Bu anlayışın temelinde Fransız hukuku vardır, Osmanlı geleneği ve cumhuriyet laikliği de bu yaklaşımı paylaşır. Hak ve özgürlükler, "topluluklar", "ırklar", "azınlıklar" değil; "yurttaş', "birey", "vatandaş" temelinde tanımlanmıştır.AKP dönemiyle birlikte AB, azınlıklar üzerine ırk temelinde yeni bir yaklaşım ve terminoloji getirdi. Türkiye'de hak ve özgürlükleri, bazı üye ülkelerde ve Türkiye'de olduğu gibi "yurttaş temelinde" değil, "ırklar-etnik gruplar" temelinde tanımlayarak, bu tanımı 2004 belgelerine kaydetti. AKP de bunları benimsedi. Bu son derece tehlikelidir. Böyle bir gerilim ortamında AB ilişkilerinin gelişmesini beklemek boş hayalden ibarettir.
Türkiye'nin son zamanlarda Batılılaşma tercihini bırakıp yüzünü Doğu'ya çevirdiği belirtiliyor. Katılıyor musunuz?
Ben biraz farklı düşünüyorum. Türkiye, hem Asyalı hem Avrupalı olan birkaç ülkeden biridir; hem Batılı hem Doğulu olabilmek Türkiye'nin tarihsel önceliğidir. Bunun bilincinde olduğu durumlarda ve buna inanan liderlerle Türkiye her zaman kazanmıştır. İlginçtir, Mustafa Kemal bize "Avrupa" değil, "çağdaş medeniyet" seviyesine ulaşmayı hedef göstermiştir. Batı'nın demokrasisini, özgürlüklerini, ileri insan ve ekonomi ilişkilerini elbette paylaşalım. Ama aynı Batı'nın tarihteki gaddarlığını, bencilliğini, üstünlük ve aşağılık komplekslerini kendimize ölçü almayalım.AKP iktidarı belki yüzünü, gönlünü Doğu'ya çevirdiğini sanıyor ama uygulama tam tersi... Böylesine Batı bağımlısı bir iktidarı Türkiye pek yaşamamıştır. Batılılar adeta oyun oynuyor bizim yöneticilerle; her türden haksızlığı, çifte standardı layık görüyor. Ancak iktidarımız, medyamız, karar oluşturan ve karar verenler genellikle bundan şikâyetçi değil; yani alan da memnun, satan da...

27 Kasım 2008 Perşembe

Before 20 Themes Party



Daha parti baslamadan icmeye baslamam.. Dilimin surcmesi, cocuga meet me in the "bathroom" yerine "bedroom" demem.. Cocugun "give me 20 minutes" demesi..

?!?!?

Corporate Finance, Sen mi buyuksun? Hayir ben.. Yasar usta!


Kutuphanede yasiyorum. Gorelim bakalim Corporate Finance mi beni bitirecek ben mi onu!!! Bu noktada deginmek istedigim bir kare var "Bizim Aile" filminde gecen.. Cocuklarina zarar veren, ailesini evinden eden fabrikatore delicesine bagirir Yasar Usta:
Sen mi buyuksun? Hayir ben.. Yasar usta! Dokunma artık aileme.. Dokunma çocuklarıma.. Dokunma oğluma.. Dokunma gelinime.. Vururum seni! Vururum.. Ve dönüp arkama bakmam bile..
İste su an Corporate Finance konseptine karsi hislerim bunlar. Kendimi gordum Yasar Usta'nin gozlerinde bir an. Yuru be!!!
Ayrica Bakiniz: Yenicem seni Istanbul!!!!

26 Kasım 2008 Çarşamba

Why does it always rain on me?


i can't sleep tonight
everybody's saying everything's alright
still i can't close my eyes
i'm seeing a tunnel at the end of all these lights
sunny days
where have you gone?

Battlestar Galactica bir uyusturucu mudur?



Şahsen benim bok gibi hissettigim zamanlarda kendime gelip kafami dagitmami saglamasi acisindan bakarsak evet, bir nevi uyuşturucudur efendim bu battlestar şeysi.


Borek, Zeytinyagli Sarma, Kisir & Kadayif: MBA Sinifinda Bir Gun


Efendim MBA sinifimizda bir gun daha gecti.. Bol bol kisir yedik, dolmalari hopurdettik, borekleri lup lup goturduk.. Uzerine de kadayif super oldu wallahi! Ne o? Olamaz mi? Elin Almani finansa dair hayatinda hic bir ders gormemis benim gibi bir zavalliya 10 gun icinde 10 tane Corporate Finance odevi dayayinca oluyor da bu olunca mi olmuyor bea?
Yok yok, herkesi Turklestirme eylemlerime coktan baslamis bulunmaktayim :) 2 lokmadan fazla yemeyen Almanlar borekten eser birakmadilar, hintliler kisir ve kadayifta performans gosterdiler ama tabi ki de genel olarak herkes zeytinyagli yaprak sarmasina bayildi.. Hatta getirdigim rakiyi da shot bardaklariyla sundum, uslu uslu ictiler sagolsunlar ( Profesor dahil) :P Tahmin ettiginiz uzere malum Turkiye tanitimi buguneydi.. Burada tanistigim Turk aile sagolsun dun aksamdan borekle dolmayi hallettiler, ben de hazir aldigim kadayifla kisiri halledince hersey tastamam oldu.. Derken dun gece 12de sunumu hazirlamaya baslayayim dedim.. Birden elektirikler kesildi! Ene! "Ya hocam kusura bakmayin, elektirikler kesildi odev yapamadim" demek
zorunda kalsaydim yuzyilin yalani ilk defa gercek olurdu! Neyse sabah elimden geldigi kadar hizlica hazirladigim sunumu degisim ogrencisi olarak gelen bir Turk cocugun da yardimiyla super hallettik... En sona da "Istanbul not Constantinople"i dayadim pek bir mutlu oldular.. Bir ara klasik olarak "Kurtlerle sorununuz ne?", "AB'ye girerseniz ne katkiniz olacak ki?", "Kibrisi isgal etmediniz mi zamaninda?" gibi abuk subuk soru soranlar oldu, 2 çaktım suratlarına gözlerine rakı püskürttüm geçti gitti..
Yok ama cidden degisim ogrencisi olan cocuk da cok bilgiliydi, boyle yasalar anlasmalar uzerinden resmi olarak got etti bunlari icimin yaglari eridi.. Ama genele bakarsak Turkiye'ye asik oldular, simdiden tatil programlarina basladilar :P Sorular da oldukca akillicaydi cidden, e tabi malum abiler ablalar bos degil, okuyorlar degil mi? Yemegi biraz fazla yapmisiz, sanirim onumuzdeki 2 gun boyunca ben ve ev arkadaslarim yemek yapmak zorunda kalmayacagiz :P Aslinda cidden Turkiye Sunumu gibi seylerden kacinmama ragmen ( cok cabuk sinirlenip birilerinin uzerine atlayasim geliyor abuk bir laf edildiginde malum ) bekledigim kadar gerzek tepkiler vermediler. Hatta sinif disindan gelenler de oldu, baya eglenceli gecti diyebilirim. MBA boyle birsey sanirim, biraz yap rak sarmasi, biraz kisir, biraz borek..(kadayif sevmiyorum).

23 Kasım 2008 Pazar

Mikhail sen benimle oyun mu oynuyorsun?



Dunku kar sokundan sonra her yer kurudu.. Hatta ev arkadaslarim bu sabah ren nehri kiyisinda piknige gittiler (bu da ayri bir manyaklik bu havada ama neyse). Sunun surasinda daha bir saat oncesine kadar her yer kupkuruydu.. Ben kendimi ise guce vermistim.. Derken burada yasayan arkadaslarimdan birinin kisisel iletisine gozum takildi: snow snow snow.. Hayirdir ülen deyip camdan disari bakmamla yine ayni sok! Ama bu sefer daha da beter! Yer gok bembeyaz yahu! Arabalar kara batmis, agaclar, her yer! Saka gibi ;)

Jeff & Battling Breast Brains!




Jeff: Men are not people. We're disgustoids in human form! Women think we're normal. Because we talk to them like normal people. We say "Hello".. "How are you?".."Haven't seen you in this place before..".."What kind of music do you like?".. But all the time in our brains, we've got the word "Breasts" on a loop. If we ever lost control for a second, we'd all start shouting "Breasts! Breasts! Breasts! Breasts!.."

Karma'dan yeni yil hediyesi istemek..


E yani Noel Baba'dan isteyecek halim yoktu degil mi? My name is Earl hesabi, ben de Karma'ya feci inaniyorum desem yeridir.
Misal dun.. Lens solusyonum bitmeye yaklasiyor, hmmm.. buralarda da nereden bulunur ki? Kesin cok pahalidir! diye soyle bir hayiflandim..
Sonra aksam yemegine misafir olarak gittigim Turk ailenin kizlari megerse 1 ay oncesine kadar goz doktorunun yaninda calisiyormus, lens kullandigimi ogrenince iceriden zilyon kutu lens solusyonu getirdi belki isime yarar diye.. Haha! Gel de karma'ya inanma...
Simdi yeni yil icin ne istesem ben???

Learning history from a drunk perspective


Hersey okuldaki bir kac hafta surecek "intercultural taks" serisinde bu hafta benden Turkiye hakkinda bir sunum yapmamin istenmesiyle basladi..
Butun bir gun bin turlu kaynaktan Turkiye hakkinda turlu turlu bilgi, tanitim filmi, muzik, ot bok bulduktan sonra tuvalete girdigimde bir de dergilerin ustunde Sun Tzu'nun "Savas Sanati"ni, ve hatta tuvalet kagidiyla ayrilmis sayfada da Tatarlar ve Hunlar'dan bahsedildigini gordukten sonra, butun bu gereksiz bilgileri bilincaltimin gerilerine atip iceri donup misafirlerle kaynasmaya basladim..
Hayattaki alinacak en muhim derslerden biriymis ey ahali: Sarhos olmadan once aklinizin neyle mesgul olduguna cok dikkat edin! Sonra gecenin bir vakti kendinizi bir grup yabanciya Turklerin asil dusmanlarinin Cinliler oldugunu, ipekler ve Cinli prenseslerle kandirilan hukumdarlari, hatta bol ve yonet politikasini falan anlatirken bulabilirsiniz ;)
Hehe benim durumum cok daha beterdi.. Orta Asya'dan baslayip, aslinda cok tanrili ve pagan olan Turklerin Talas Savasi'nda yenilince nasil muslumanlastirildiklarini - hatta eger o savasi biz kazansaydik simdi nasil bir ulkede yasardik acep diye de bir makalem oldugunu - 1071 Malazgirt seferiyle Anadolu'ya gelisimizi, Efes, Aphrodisias vs. nin aslinda bizim atalarimizdan kalmadigini, bizim sadece bizden once Anadolu'da yasayan irklardan kalan mirasin bekcileri oldugumuzu, Osmanli İmparatorlugu'nu ve Türkiye Cumuriyeti'nin kurulusunu detayli bir bicimde anlattim. (Hah! O halimi cidden gormek isterim!) Ama allahtan tek sarhos tarihci ben degildim :P Sonrasinda Hintlilerle Pakistanlilarin arasindaki sorunun nereden kaynaklandigini konustuk, ve sonrasinda da Avrupa'da mi Amerika'da mi izini kaybettirmenin daha zor oldugunu tartistik..
Bu master illeti baska bir sey oluyor sanirim.. İnsan daha sacma sapan bir seylerden bahseder iki eglenir degil mi? Yani sarhosken bile geyik yapamiyoruz acinacak durumdayiz bunu anladim :P

22 Kasım 2008 Cumartesi

Destanlar sadece kahramanlar icin midir?



ithaka'ya dogru yola ciktigin zaman,
dile ki uzun sursun yolculugun,
seruven dolu, bilgi dolu olsun.
ne lestrigonlardan kork,
ne kikloplardan, ne de ofkeli poseidondan.
bunlarin hicbiri cikmaz karsina,
duslerin yuceyse, govdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmissa eger.
ne lestrigonlara rastlarsin, ne kikloplara, ne azgin poseidona,
onlari sen kendi ruhunda tasimadikca,
kendi ruhun onlari dikmedikce karsina.
dile ki uzun sursun yolun.
nice yaz sabahlari olsun,
essiz bir sevinc ve mutluluk içinde
onceden hic gormedigin limanlara girdigin!
durup fenike'nin carsilarinda esi benzeri olmayan mallar al,
sedefle mercan, abanozla kehribar, ve her turlu basdondurucu kokular;
bu basdondurucu kokulardan al alabildigin kadar;
nice misir sehirlerine ugra,
ne ogrenebilirsen ogrenmeye bak bilgelerinden.
hic aklindan cikarma ithaka'yi.
oraya varmak senin baslica yazgin.
ama yolculugu tez bitirmeye kalkma sakin.
varsin yillarca sursun, daha iyi;
sonunda kocamis biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandigin bunca seylerle zengin,
ithaka'nin sana zenginlik vermesini ummadan.
sana bu guzel yolculugu verdi ithaka.
o olmasa, yola hic cikmayacaktin.
ama sana verecek bir seyi yok bundan baska.
onu yoksul buluyorsan, aldanmis sanma kendini.
gectigin bunca deneyden sonra oyle bilgelestin ki,
artik elbet biliyorsundur ne anlama geldigini ithakalarin.


Konstantinos Kavafis

******

Hayatta herkesin bir ithaka'si olmali.. Bir seruveni, varacagi bir hedefi.. Vardigimiz hedef degil ama ona varis bicimimiz belirlemiyor mu zaten hayatimizin anlamini ?

Govdesini ve ruhunu saran o ince heyecan olmadan yasayabilir mi ki insan?
Kendi ruhunun karsisina diktigi canavarlarla nasil basa cikabilir ki baska turlu?
Hepimiz kendi destanimizin kahramanlariyiz aslinda..

******

Peki sizce Odysseus'un asil sinavi Troya savasi miydi? Ince zekasiyla kazandiracagi savas miydi onun seruveni? Hayir, Odysseus'u asil bekleyen sinav, savastan hemen sonra evi olan ithaka'ya donme cabalariyla gecirecegi 10 yildi.. Odysseus belki Achilleus kadar carpici bir lider degildi, ama onun gucu keskin zekasinda gizliydi.

Sonucta bir kahramani kahraman yapan secimleri degil miydi? Tekrar tekrar karsisina cikan cezbedici tuzaklara hayir diyebilme gucu degil miydi onu ozel kilan? Melih Cevdet Anday'in dedigi gibi:



kurekcilerim hasatsız denizi
kopurttuler kurekleriyle,
tez yuruyuslu gemi gun batarken
ulastı sirenlerin adasına,
yuregim kopacak gibiydi
kanatlanıp uçacak gibiydi,
ama sirenlerin izi bile yoktu ortada.
yalnız bir ezgi, ta derinden
ta icerimden gelen bir ezgi
basladı yavas yavas yukselmeye;
o yabansi, o buyulu turkuleri ben
soyluyordum sagir gemicilere
yalniz ben duyuyordum sirenleri.
kirke, bilge tanrıca, selam sana!
sag salim gectim kendimi.



Bu siirin sonundaki "sag salim gectim kendimi" her insanin hayatinin bir noktasinda soyleyebilmesini umdugum bir cümle gercekten de.. Herkesin ciktigi bir icsel yolculuk, bu yolculukta da kendi bilinmezleri yok mudur? Ve bu bilinmezlerle basa cikma bicimleri her zaman Anday'inki kadar cesaret icermeyebilir. Bazen gemiciler gibi kulaklarini tikamayi secebilir insan..

Bazense sirenleri dinlemeyi secer, ancak buyulerine kapilip yitip gitmek pahasinadir bu arzularıyla yuzlesip, yuzlestigi seyi kaldiramama durumu..

Bazi insanlarsa bilinmezleriyle / arzularıyla dogrudan yuzlesmeyi tercih eder ve bu sırada kendi sinirlarina da vakif olur, - sonucta her yolculuk aslinda bir sinirlarini belirleme durumudur der Bulent Somay - ki bu insan hayatinda cok onemli bir donum noktasidir.

Arzu hissini doyurmak, ya da onu yenmek degil, ama o arzuya sahip oldugunu kabullenmektir kendini gecmek, kendi sinirlarinin farkinda olarak.. Iste o zaman rahatca kurabilir insan o cümleyi.. Sag salim gectim kendimi...



******



Peki ya ithaka'ya vardiginda bekledigini bulamazsan? Acaba Odisseus'la Penelope'nin hikayesi gercekten de Odisseia'da anlatildigi gibi mi? Troya savasi ve donus yolculunda gecen 20 yilda Odisseus ne kadar degisti? Peki Penelope hic degismedi mi?

Sadece seruvene cikan mi degisir? Kalan, bekleyen.. "Yoksunluk" yasayan degismez mi???


Cagdas Yunan sairi Yannis Ritsos'un bu konuya deginen siiri cidden cok gercekci.. Modern Penelope yine de Odisseus'u bekler miydi - gelen adamin artik ayni adam olmadigini bilerek?



onu tanimamis degildi ocaktaki atesin belirsiz
aydinliginda;
adamin dilenci gibi pacavralar giymesi kendini gizlemek
için degildi
hayir. onun ozellikleriydi bunlar:
dizkapagindaki yara izi, kuvveti, kurnaz bakisi.
kadin korku icinde, duvara yaslanarak bir ozur aradi,
zaman kazanmaliydi hemen konusup kendini ele
vermemek icin.
bu adam icin mi harcamisti yirmi yilini bekleyip dusler
kurarak?
ak sakali kana bulanmis bu yoksul yabanci icin mi?
ne diyecegini bilemeden bir iskemleye coktu.
kendi olu isteklerine bakiyormus gibi
dikkatle bakti yerde oldurulmus yatan taliplerine
ve "hosgeldin!" dedi.
sanki cok uzaktan geliyordu sesi,
sanki bir baskasinindi bu ses.
kosedeki gergefin tavana vuran golgesi bir kafes gibiydi,
yesil yapraklar arasina parlak kirmizi ibrisimle isledigi kuslar
kulrengi ve kapkara kesildi birden bu donus gecesinde
son direncinin basik gogsunde alcaktan ucan.



Gelen, artik Odiseus degildi. Sevdigi adamin kabuguna burunmus bir yabanciydi kapidan iceri giren. Bunca yil olup olmedigini bilemeden, kapisina dayanan taliplerine - bazilarini sevmis de olsa - evet diyemeden, bekleyis icinde gecirdigi uzun yillar boyunca zihninde yasattigi Odisseus bu degildi. Saskinlik ve zorunlulukla soylenen o "hosgeldin" artik baska birinin sesiydi. 20 yillik yoksunlugun ardindan, simdi de bastirilmisliga ve mutsuzluga mahkum olmus bir kadinin sesiydi.



*******

Let it snow!! Let it snow!!


Bir gunde mevsim degisir mi?
Daha dun artik late november hesabi hava ufaktan bozmaya basladi.. Sabahtan yagmur yagdi, sonra koskocaman bir gokkusagi.. derken ogleden sonra gunes acti, gokyuzu masmavi oldu! Ve o gunesli masmavi gokyuzunden bir anda dolu yagmaya basladi!!! Tezatlardan her daim korkmus olan ben, nöörüyö len nidalariyla eve kacip yorgan altina girdim..
Derken bu sabah, sevgili Jasmina'nin zevkli secimi portishead tinilariyla uyanirken, havayi super aydinlik gorunce dedim oley tekrar acti hava.. Burada cok acayip cunku hava soguyup soguyup sonra birden sicak yapiyor, ren kiyisinda guneslenme istegi uyandiriyor insanda.. Ben bu beklentiyle pencereye yaklasirken ne goreyim? Her taraf bembeyaz ülen! Oldum olasi kara bayilan bir kisi olarak gunum super baslamis oldu o ayri, yalniz buradaki mevsim gecislerini pek kavrayamadim dogrusu. Yani gokyuzu yine mavi, yine gunes var, sanki gece birileri biz gormeden her yere kar serpistirmis, oyle de dekor gibi duran bir manzara var karsimda.. E naparsin cumartesi olmasi itibariyle ben de kendime simarik bir kahvalti hazirlayip odamin kocaman penceresinin karsisina kurulup manzarayi izlemeye basladim. Ama her seye ragmen, bu bir gecede mevsimlerin degisiyor oldugu gercegine alismam cidden zaman alacak..
Kendime not: Sahlep yap kendine cabukkk!!!!

21 Kasım 2008 Cuma

I'm Chuck Bass...


Gossip Girl hakkinda yorum yapip sevgili karanlik karakterimiz Chuck Bass hakkinda yazmayacagimi mi zannettiniz cicim?
Nayır, nolamaz.. Chuck Bass kendi entry'sini hak eden bir karakter. Pislik herifin teki ama mesela Lost'taki Ben kadar da pislik degil. O da hata yapiyor, ozur dilemesini biliyor, zayif yonlerini gorebiliyoruz.. Ama yine de, kendi deyimiyle "I'm Chuck Bass", cakali durduk yere kuzuya ceviremezsin beybi!!! En super sabirli hatun olsan da! Koskoca entrika ustasi Blair catladiysa herhangi bir kadinin da yapmasi zor derim =)
Abimiz normalde bir antipati ornegi, ama sagolsun Josh Schwartz nasil bir karakter yarattiysa diziyi en izlenilir kilan unsurlarindan birine cevirmis Chuck Bass'i.. Nasil desem, eski turk filmlerindeki fularli, robedechambre'li, elinde ickisi ortada dolanan kotu adamlarin update edilmis versiyonu kendisi. Karanlik bir karakter, ama yine de mizahtan en cok nasibini almis olan Gossip Girl kisilerinden biri.. Mesela sahsen o gerzek Dan Humphrey'nin umugunu sikasim geliyor her bilmis bilmis konustugunda.. Ama Chuck oyle mi allah askina? Adamin kafa surekli ya eglenceye ya pislige calisiyor.. Hayatta herkesin Chuck gibi bir kankasi olacak sekerim! Dan'lerden bol birsey yok ama onlar aman ben hakliyim tartismalarinda kendilerini unuturlar, Chuck'sa amacina ulasacaksa haksiz da gucsuz de gorunmeye hazirdir. Planlidir, saf kesinlikle degildir, eglencelidir. Bak simdi.. Ben de mi fesatim yahu? :P

Gossip Girl Fenomeni:Yeni Jenerasyon Yalan Ruzgari

Efedim Yalan Ruzgari'ndan guzeller guzeli Niki, sauron kilikli Victor ve salon erkegi Jack uclemesi, 100 yasindaki Katherine Chancelor, Jill, Paul, Danny & Cricket ve hatta Lauren - Brad'i de esgecemeyecegim :P - ve unutulmaz Cesur ve Guzel'deki Rich, Taylor ve Brooke'la buyuyen, entrikayi kadin erkek iliskilerinin vazgecilmezi olarak ogrenen bizim jenerasyon icin aslinda pek de yeni bir durum degildir Gossip Girl.


Olsa olsa artik izleyemedigimiz cilki cikmis eski pembe dizileri yad etme nedenidir. Tabi O.C'yi yaratan Josh Schwartz'in elinden cikma bir yapim oldugu her tarafindan da akmaktadir Gossip Girl'in. Hatta karakter bazinda baktiginiz zaman o kadar cok benzerlik bulabilirsiniz ki, - ne derlerse desinler Lily Bass Van der Woodsen bir Julie Cooper degildir, olamayacaktir - bir anlamda O.C. ozleminizi de Gossip Girl'le dindirirsiniz. Cruel Intentions'u su kadarcik sevdiyseniz yine Gossip Girl'i sevmek icin bir nedeniniz var demektir. Daha yuzeysel bakarsak, New York izlenimleri ve hatta sadece moda icin bile izleyenler mevcuttur diye tahmin ediyorum Gossip Girl'u..
Yine de bu inanilmaz pazarda, Lost, Heroes, Fringe, Dexter, How I Met Your Mother, Desperate Houseviwes vs. nin bulundugu bu ortamda Gossip Girl neden bir anda fenomen oluvermistir? Sanirim hedef kitlesini belirlemek gerek once: Bildigin 15-35 yas arasi, ozellikle de sehirli kadinlar. Yine aslinda basta dedigim seye geliyoruz.. Bir sekilde eskinin o unutulmaz entrika dolu pembe dizilerine ucundan kiyisindan yetismis, ya da gunumuz trendini takip etmek isteyen, hatta pek de icerik aramayan bir kitle Gossip Girl izleyicisi. Yine de itiraf etmeliyim, mesela Rome'u izlerken sikilan ben Gossip Girl'u izlerken sikilmiyorum. Josh abi bir sekilde diziyi kotariyor, -Heroes'un salak senaristleri gibi ilk sezondan sonra sicmadan - diziyi farkli kitlelere izlettirebiliyor. Her ne nedenle olursa olsun, Gossip Girl kendisine yakistirilan fenomen sifatini oyle ya da boyle hak ediyor..










Nate "The knight in shining Armani" =)

For The Love Of Tabasco!!



Allahim sen ne guzel bir seysin yahu! Bana kalsa siseyi direk bogazima dikerek icerim o derece seviyorum. (Sonrasinda yasayacagim mide ve pek tabi motorize arizalari umursamayarak..) Omlet, somon fume, karides, pizza.. Herseyle mi iyi gider bir sos ya?

18 Kasım 2008 Salı

Where the hell is Matt?!?

video

Bu adama ozellikle dikkat edin derim!!!

Kendisi benim yeni idolum olur ;) Cok sey yazmaya gerek yok, video herseyi anlatiyor zaten ama kisace bahsetmek gerekirse kendisi Matt, sponsorlari sayesinde butun dunyayi dolasip her bulduguyla dans etmekte.. Gercek hayatta gerizekali olabilir, bilmiyorum, ilgilenmiyorum da.. Ama bu videoda yarattigi ortak duygu icin kendisini yeni idolum ilan ettim!

Almanlarla okumaya bayiliyorum!


Mikroekonomi, Kriz Yonetimi ve Finans'la gecen bir gunun ardindan sunger olmus bir beyinle karsinizdayim efenim.. Hazirlamam gereken 2 finans sunumu karsimda bana aci aci goz kirpiyor bu nedenle hemen olaya girecegim..

Ben bu Alman rahatliginin hastasiyim yahu! Adamlarin kurallari, duzen manyakligi bir kenara, nasil bitmez bir kendilerine guvenleri, kendilerini begenmislikleri var, sinifta ne ogrenci taniyorlar ne hoca! Gecen cumartesi proje yonetimi dersinden sonra bir tanesi feedback olarak hocaya "sandigim kadar pic bi herif degilmissiniz!" dedi.. Ayni herif dun sunum yaparken projeksiyon makinesi kafayi yiyince "Shit!!!" diyerek sunumunu durdurdu, gayet normal hayatina devam etti. Ama en komigi nam-i deger "Ciplak ayakli kontes" kisisinden geldi.. Mikroekonomi ve İstatistik dersine ayni Fransiz hoca giriyor. Sabah korkunc bir istatistik sinavi yapti, yani adam cidden kimse cozemesin diye kasmis resmen.. Herkesin moraller yerlerde, derken Mikroekonomi dersi icin sinifa girdi.. Daha agzini acamadan bizim ciplak ayakli kontes lafi patlatti: "Yaptigin o sinavdan sonra bu kapidan iceri hangi yuzle giriyorsun?!?" Dersin ilk yarim saati buna guldum cidden! Dusunemiyorum Turkiye'de herhangi bir ogrenci yaptigi kazik sinav icin hocadan boyle hesap sorsun.. Adamlarin hic bir seyden korkulari yok. Saygi eksikligi degil de, her istediklerini acik acik konusabiliyorlar. Dan, dan, dan!!! Cok tuttum bunu ;)

17 Kasım 2008 Pazartesi

Yer gok yaprak olursa..

Allahim ne romantik diye dusunmek akliniza gelen son sey olur!! Bu sonbahar yapraklari denen olgu yere atilmis muz kabugundan beter kayganlikta bir islev gorup olmadik yerlerde yere kapaklanmanizi saglayabilir. Yerde kalip curudukce eriyip iyice kayganlasir, hele merdivenlerde mevcutsa siddetle kacinilmalidir. Bir de ilk defa burada gordugum bir konsept olan - en yakin benzeri kum firtinasidir herhalde - yaprak firtinalarina dikkat edilmelidir. Ruzgarin siddetiyle gerek helezonlar halinde goge yukseledursunlar, gerekse bir anda uzerinize hucum edip eve dondugunuzde ic camasirinizdan yaprak toplamaniza neden olsunlar, romantizm disinda her bir halta yarar bu yapraklar. Kanada'ya yerlesip kar'a beyaz bok diyen herif hesabi, ben de artik bu yapraklara sari bok demeyi uygun goruyorum efendim..

16 Kasım 2008 Pazar

Siniftaki tek musluman olmak


Cidden cok ilginc, hatta keyifli.
1- Sinif arkadaslariniz yaptiklari hemen hemen her sunumda bir sekilde Islam'dan ornek vermeye calisirlar..
2- Hz. Muhammed'den veya Islam'la ilgili baska bir konudan bahsederken bozuluyor musunuz, bir yanlis yaptilar mi acaba diye korkuyla gozunuzun icine icine bakip bir onay ibaresi ararlar.. Boyle ikinmalarina icten icten gulersiniz..
3- Bir de Islam'la ilgili olumlu bir oge bulduklarinda abarta abarta bitiremezler. Ornegin "Aslinda biliyor musunuz Islam dini diger butun peygamberleri de kabul ediyor. Ne kadar humanist degil mi?" E be gerzek.. Ilk defa mi duyuyorsun? Ben senin baba ogul kutsal ruhunu anamin karninda ogrenmedim, master yapan adamsin 2 sayfa karistir, internet diye bi hadise girdi hayatimiza inanmazsin artik her istedigimiz bilgiye ulasabiliyoruz!
Hehe tabi cahillige karsi super tolerans gerektiren bir durum bu ama bir yandan da keyifli. Kendimi muftu gibi hissediyorum ;) Ne desem o gecerli Islam hakkinda, agizlari bir karis acik dinliyorlar. Hem garip, hem komik!

Biz buyuculer ve siz insanlar..


Misal Sebnem Ferah'tan bahsediyoruz. "Yau hatundan ne zamandir ses seda cikmiyor degil mi?" En fazla bir hafta veriyorum, kesin ya basina bir sey gelir ya album cikarir bir sekilde haber olur.
"Yau Ahmet Amca'nin yegeni Mert napiyor?" 2 gun sonra Mert'in nisan haberi gelir.
Ablamla konusurken durduk yere bana "Kapiya git bak, Erdal geldi" der, ben gider bakarim kapida kimse yok.. Geriye donerken kapi calar.. Gelen malum ;)
Bir sefer neden bilmiyorum farkli fikirdeyiz bir konuda. "Cok kizdirma kafami elektirikleri keserim" dedi ve cat diye elektirikler kesildi. Ben artik gulmeyle tirsma arasi bir moda boguldum bir anda..
Mesela benim ev arkadaslarimdan birine "Ciplak ayakli kontes" lakabini taktik. Ertesi gun televizyonda Ciplak ayakli kontes filmi vardi, sasirdik mi? Hayir.
Durduk yere aklima bir kelime takilir. Mesela "hatshepsut".. Televizyonu acip kanallari dolasirken hatshepsut'la ilgili bir belgesel gorurum. Ya da "bu borsa neye gore yukseliyor ben anlamadim ki" dedigimden 2 saat sonra borsayi etkileyen unsurlarla ilgili bir program cikar karsima.
Ablamda ruyalar daha bir etkili. O kadar cok sey sayabilirim ki - ve hatta bazilari baya trajik - hepimizi dumura ugratan.. Diger ablamin inanilmaz fal bakmasini, ve rahatsiz olup bir daha bakmamaya yemin etmesini soylemeyi anlamsiz buluyorum hatta.
Bu duruma alistik biz sanirim, hepimizin tek dilegi birimizden birinin bir gun loto'yu bilmesi ;) Boylece zengin buyuculer olarak hayatimiza devam edebiliriz..

13 Kasım 2008 Perşembe

Oh Those French..




















Ah bu Fransizlar yok mu! Aurelien muthis yemeklerini yapip, inanilmaz servis kabiliyetiyle, super cici fransiz arkadasi Matthieu ve kulaga ziyafet fransiz chansonlariyla aklimizi basimizdan aldi.. Biz diyorum, cunku biliyorum ki en az benim kadar Alman ve Hintli arkadaslarim da buyulendiler. Uzun uzun konustuk, derken konu fransiz sinemasina geldi.. Dedim ben sizin bir aktorunuze - adi aklima gelmiyor simdi ama - bayilirim, dediler Jean Renau mu? Dedim onun hastasiyim ama ben baska birinden bahsediyorum.. Dediler Gerard Depardieu mu? Dedim kendisi bir klasiktir ama hayir yau ben baskasini seviyorum!


O zaman kesin Mathieu Kassowitz dediler.. Aman allahim ben ona Amelie'den beri tapiyorum ama o da degil! (Bu arada bir dusunme aldi beni, bahsettikleri butun aktorlere ayri ayri hayranim yahu ;) Derken konu Jeux D'enfants'a geldi.. Aman allahim o nasil bir filmdir? Ne Amelie kadar toz pembe, ne Ensemble C'est tout kadar olagan.. Biraz masal, biraz trajedi.









Hah dedim, iste ben basroldeki o adamin hastasiyim!





Ismi.. Guillaume Canet! Bingo! Kendisi hem Jeux D'enfants hem de Ensemble, C'est Tout'ta oynadi.. Hatta Amerikalilar onu The Beach'teki Fransiz cocuk olarak hatirlayacaklardir.. Ne kadar Fransiz arkadaslarim kendisinin tek artisinin super ingilizcesi oldugunu iddia etseler de, iyi oyuncu be adam. E biraz guzellikten de zarar gelmez hani ;)

Ardindan biraz muzik konustuk, Yann Thiersen'in Istanbul konserinin ne kadar pahali olusunu ve izlemeye gidemeyisimi anlattim, birlikte uzulduk.. Sonra noir desir seviyorum diye beni daha bi cok sevdiler ;) En son Aurelien'in elleriyle yaptigi elmali tartini yerken de Fransa'nin guneyiyle kuzeyi arasindaki farklari, hatta Lyon'un guneye yakin olup israrla biz kuzeye aidiz diye komplekse girdigini konustuk.. Allahim nasil kulturel paylasimlar, olecez yarebbim :P Ama kesinlikle Cin'e tercih etmekte hakliymisim Fransa'yi. Bir sekilde bu adamlarin tadi tuzu, muhabbeti, yapisi bize cok yakin. Eninde sonunda click ediveriyor insan! Bunu anladim..

20 Theme Party!


Buyuk ugraslarin ardindan evsahipligi yapacagimiz partinin temasini bulduk: 20 farkli temaya sahip bir parti! Boylece davet edilen herkes kendine uygun bir kostum bulabilecek, ve kostumsuz gelenler kendini garip hissetmeyecek, cunku temalardan biri "bad taste" ;)
Ve temalar:
Scottish Kilt, Cinema, Disco, 80s, Mexican, Brazilian, Circus, Half-Angel / Half-Devil, Austin Power, Olympic Games, Stripes, Disney, Gangster, Hawaian, Heroes, Naked, Bitch & Gigolo, Kill Bill, Space, Bad Taste.
Ben ne giysem acaba? (Naked da bi secenek tabe) =)

Cok usuyorum be Atam!

Yahu cidden bir problem var bende diye dusunmeye basladim. Hava eksi 3 derece, ben kazak ustune polarla donmaktayim, otobuste yanimda oturan hatun acik ayakkabi giymis. Yanimizdan gecen bisikletli kizda sort var, efendiler ceketlerini cikarip omuzlarina asarak yuruyor yolda! Deli misiniz toptan yau? Hava soguk, bildigin soguk! Bu insanlar mi deli ben mi? Bazen Antalya'dan Istanbul'a gelip 8 kat giyinen arkadaslarimla dalga gecerdim ya, hepinizden ozur diliyorum arkadaslar.. Karma diye bir sey kesinlikle varmis ;) Daha kis gelmedi sayilir, ve ben sahip oldugum en kalin kiyafetlerle dolasmaktayim simdiden. Peki, 1 ay sonra ne olur? Ya ben de alisip, kafayi kirip acik ayakkabiyla dolasan zombiler alemine katilirim, ya da yeni yili yatak dosek modda kutlarim.. Ki benim fikrim birinci olacagi yonunde.. Bekleyelim gorelim..

Rumuz: Donanza

12 Kasım 2008 Çarşamba

Choosing the best party theme


Ev arkadaslarim kafayi yemis durumdalar.. Bu ay sonu evsahipligi yapacagimiz partinin temasini bulmak icin resmen toplanti duzenleyecekler yakinda! Efendim super olsunmus, partiye gelenler "iste ben o partideydim,haha!" diyebilsinlermis, temasi hic dusunulmemis birsey olmaliymis.. Olum bu kadar akli sen dersine yorsan sinif birincisi olursun bea!


Saka gibiler cidden.. Gecen parti icin butun eve deli bir muzik sistemi kurdular.. Evin butun odalarina yayin yapilabilecek sekilde bir sisem olusturdular, ozel playlist, odalardan birini sadece shot odasi yapik, oraya gelen shot yapmadan cikamaz(!), tuvalete ise farkli bir isiklandirma sistemi ve daha yumusak bir muzik icin bir laptop ve 2 hoparlor! Oeh derler hani.


Tamam burasi bir universite sehri ve haftada zaten en az 2 parti oluyor mutlaka, ama yarismak da ne demek? Bu hirsi cidden anlamiyorum.. Al tarafi icin 2 dans edip muhabbet edene kadar zaman gececek, belki de ben cok rahat bir insanim bilmiyorum. Bana kalsa temaya falan gerek yok, muzik olsun insan olsun yeter. Para kazanmiyoruz ki bu isten sonucta, neden kasalim degil mi? Neyse simdi sayin ev arkadaslarimin bana verdigi gorevi ustlenip uygun bir ema dusuneyim, daha yarin aksam yemekte beyin firtinasi yapicaz ;)

Chinese Food or French Food?









Bu aksam Schloss Campus'te Chinese Night var. Cin'e ait kulturel sunumlar yapilacak.. Dovus sporlari, kaligrafi, ozel dans showlari ve tabi ki Cin yemegi.. Plan buydu. Plan Chinese Night'ti.








Derken Fransa'daki evinden yeni donen arkadasim bize yemek yapmayi teklif ediverir.. Hem de whole package! Entree, Salata, Ana yemek ve tabi ki Ozel tatli.. Yummy! Bir anda bendeki butun Cin sevgisini alip goturdu abimiz. (hehe sanki vardi da:P) Cin planini iptal ettik, artik Aurelien'in yemek kabiliyetine guvenmekten baska caremiz yok.. Bakalim kararim dogru cikacak mi?





Ohm bu arada tabi ki sordum, menude sumuklu bocek yokmus :P

Home away from home



Olacak gibi degil. Sen hem butun gun turkce konusma, elin rusuna singapurlusuna dusuncelerini ingilizce anlat, ondan sonra da sunumdu, projeydi, sinavdi derken bu sefer sevdiklerinle de konusacak vakit bulama. Bir blog acmanin zamanidir artik!

Bu bloga neyle baslanir peki?

Tabi ki yeni memleketin fotolariyla ;)

Efenim mekanimiz European Business School, Schloss Campus. Pencerenin ardindaki sinif bizim MBA sinifi oluyor.. Bu kulenin boyle janjanli durduguna bakmayin, kendisini 20 yil once dikmisler oraya!














Burasi ana bina, ofisler ve bazi siniflar burada mevcut. Sagdaki buyuk kapi Cafta denen mekana aciliyor. Genelde en atraksiyonlu partiler Cafta'da yapiliyor!









Sevgili sinif arkadaslarim ;) Kendileri 5 farkli milletten, pek cici(!) insanlar.. Toplam 10 kisiyiz. 3 alman, 3 hintli, 1 singapurlu, 1 rus, 1 amerikali ve bendeniz. Super intercultural yasiyoruz bebek!